Kategori: Gezi

Vietnam Yollarında…

İş için yine yollara düşme zamanı… Ama bu sefer oldukça ilginç bir ülkeye gidiyorum… Evet başlıktan da anlayacağınız üzere Vietnem… Sizinle detayları paylaşmak için can atıyorum, ama biraz anı ve fotoğraf biriktirene kadar biraz zamana ihtiyacım olacak, şimdilik sadece hazırlık kısmı var…

Kıyafetler elbette özenle seçildi ve aksesuarlarda da kıyafetlere uyduruludu,

IMG_3305-001

IMG_3316

Yeni klasör2

Zuzum beni bu güzel kurabiyelerle biraz da üzgün uğurladı, onu şimdiden çok özledim,

IMG_3320

Ve 12 saati uçakta olmak üzere 22 saatlik uçuş öncesi,

IMG_3325-001

 

Budapeşte

Parlamento Binası
Parlamento Binası
Bu aralar yazıları geciktirmeyi alışkanlık haline getirdim korkarım, Budapeşte’ye 12-20 Mayıs aralığında gitmiştik, yazıyı yazmak anca bugüne kısmetmiş. Kelebek iş için toplamda 6-7 kere gitti sanırım Budapeşte’ye. Ben gitmeden önce Avrupa’nın en yaşanılır kenti olduğunu ve oradan ev almak istediğini belirten bir hayranlıkla anlatıyordu hep. Bu düşüncesinin altında da şu sebepler vardı, öncelikle şehir gerçekten çok güzel, insanlar medeni, oldukça turistik olmasına rağmen etrafta çok fazla kalabalık olmuyor. Bir gün giderseniz siz de bunların ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz, özellikle su kenarında yaşamayı seven İstanbul’lulardansanız Budapeşte sizin de favori kentleriniz arasına girecektir kesin.

Chain Bridge
Chain Bridge

Hikayemiz her zamanki gibi klasik, kelebek işe gidiyor ben alyorum sırt çantamı, fotoğraf makinemi, gezegen modunda ordan oraya dolaşmaya. Eğer siz de çok gezen biriyseniz fark etmişsinizdir ki turist olarak bir yerin güzelliğini iyice anlamak asla mümkün olmuyor, kenti tam olarak öğrenmek için orada yaşamak lazım en azından 3-5 ay kadar. Çok yaptığımız bir iş değil ama turist kafilesiyle ordan oraya koştururken bu iş anlamlı olmaktan çıkıyor gibi hissediyorum bir noktadan sonra. Hal böyle olunca madem yaşama ve şehrin ruhunu yakalama şansımız yok ben de diyorum ki biraz uzun kalayım, şehirde biraz kaybolayım, turistlerin hiç görmediği sokaklardan geçeyim, teyzeleri durakta beklerken, amcaları parkta pinpon oynarken göreyim falan. Bu da çoğunlukla ayaklarına kara sular inene kadar yürümek anlamına geliyor haliyle.

Bir akşam kelebek işten otele döndüğünde -biraz gece fotoğrafı çekmek için- geç vakte kadar dolandım durdum. Otele toplu taşıma kullanarak gitmek istedim ama bilet gişeleri kapandığı için sadece otomattan jeton/bilet alınabiliyordu. Şansıma Margitziget köprüsünün otomatı da bozuk olunca otele kadar yürümek zorunda kaldım. O meşhur soruyu şöyle değiştirdim; bana 14 saat boyunca dışarda yürüyüp fotoğraf çekmenin resmini yapabilir misin Abidin? Yapma, çok depresif olur, en iyisi aşağıdaki fotoğrafla yetin…

Buda
Buda

Budapeşte’ye gidenlerin birçoğu Prag ve Viyana ile birlikte bir tura katıldıklarından sanırım şehri sadece 3 günlüğüne görebiliyordur. Yetmez mi diye sorarsanız yeter aslında, görülmesi gereken çok fazla yer yok, üstelik her yer birbirine yakın. Biz dönmeden önce yine üstü açık hop-on hop-off lara binip şehirde turladık biraz, iki günde her turistik mekanı rahatlıkla gezebilirsiniz, ben de zaten bu turistik yerleri anlatacağım, zaten tam olarak yakalayamadığım şehrin ruhunu istesem de size anlatamam değil mi :).

Buda ve Pest

İnternet üzerinde biraz araştırma yaptığınızda hemen hemen tüm sitelerde şehrin Tuna nehri (Danube) ile ikiye ayrıldığı ve bir tarafa Buda diğer tarafına ise Pest denildiği çıkar karşınıza. Belki yirmi sefer baktıysam da aklımda kalmadı, o yüzden birçok kez bulunduğum yerin hangi tarafta olduğundan emin olamadım ve aslında o kadar da önemli değil ama yazı süresince mekanların hangi tarafta olduğunu yazacağım ki siz Budapeşte’ye gittiğinizde nerede olduğunuzdan emin olun.

Parlamento Binası (Pest)

Pudapeştenin en önemli simgesi sanırım bu bina. Otel ile şehir merkezi arasında olduğu için bizim de ilk ziyaret ettiğimiz yer burası oldu. Ziyaret ettik dediysem yanlış anlamayın içine girmedik sadece önünden geçtik, geçerken de bolca fotoğraf çektik. Etkilenmemek mümkün değil gerçekten.

Parlamento Binası
Parlamento Binası
Parlamento Binası
Parlamento Binası
Parlamento Binası
Parlamento Binası

Parlamento Binası’na giderken metal ayakkabı heykelleri gördük Tuna kıyısında. Yahudilerin öldürülmeden önce ayakkabılarının çıkartılmasını konu alan bir çalışmaymış.

Shoes on the Danube Promenade
Shoes on the Danube Promenade

Şehir Parkı ve civarı (Pest)

Önceden kelebekten aldığım duyumlara dayanarak Hero’s Square için bir tam gün ayırmıştım otelden çıkarken, iyi ki de ayırmışım. Kocaman bir park içinde oldukça keyifli mekanlar arasında dolaşırken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım, üstelik en son gittiğim hayvanat bahçesinin birçoğunu gezemedim bile. Siz öyle yapmayın, hayvanat bahçelerini seviyorsanız oraya da bir gününüzü ayırın, çünkü sıkılmadan bütün gününüzü orada harcayabilirsiniz. Aşağıda parkten çeşitli kareler sizi bekliyor ama birazdan Hero’s Square ve Vajdahunyad Castle için bir iki kelime daha edeceğim.

Tam yorulmaya başladığımda bu gençleri görünce oturup bir müddet izledim. İçlerinde çok yetenekli olanlar da vardı…

Bu arada, parkta pinpon oynayan amcalardan bahsederken ciddiydim.

Hero’s Square (Pest)

Şehrin en önemli meydanlarından biri. Dilerseniz şehir merkezinden dümdüz ve bol ağaçlı ama hafif meyilli bir caddeyi takip ederek gidebilirsiniz, bütün günü civarda dolaşarak harcayabileceğinizi düşündüğümüzde yorucu olacağını söyleyebilirim, o yüzden toplu taşıma araçlarını tercih edebilirsiniz. Fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi Macar tarihindeki önemli kişilerin heykellerinin bulunduğu bir meydan -Macarca adıyla- Hösök Tere (Kahramanlar Meydanı). Millenium Monument olarak bilinen tam merkezdeki heykelin iki yanında iki güzel yapı dikkatimizi çekiyor, bunlardan biri Kunsthalle (Palace of Art), diğeri Museum of Fine Arts. Bendeniz pek müze insanı olmadığımdan (ve şansıma dışarı çıkmaya engel olacak kadar çok yağmur da yağmadığından) ne müzeyi ne de sanat galerisini gezdim ama meraklısına duyuralım da biletlerini önceden alsınlar değil mi.

Hero’s Square
Hero’s Square
Hero’s Square
Hero’s Square Detay

Vajdahunyad Castle (Pest)

Ben pek öyle gitmeden önce incik cincik araştırma yapan insanlardan değilim, o yüzden bazı yapıları ilk gördüğümde çok etkileniyorum. Zaten genel anlamıyla kaleleri seven bir insanım, -bir gün İskoçya’ya gidersem ne olacağımı hala bilmiyorum- bir de böyle bir yapı önüme aniden çıkınca iki dakika durup seyrediyorum, sindiriyorum, sonra başlıyorum etrafında dolaşmaya. Bu aralar Tarım Müzesi olarak kullanılıyormuş, genelde yapılar tek bir tarzda yapılır ama bu kale mimari olarak birçok farklı tarzı (Roma, Gotik, Rönesans ve Barok) içinde barındırmasıyla da ünlü.

Vajdahunyad Castle
Vajdahunyad Castle
Vajdahunyad Castle
Vajdahunyad Castle

Minik bir detay da bahçesindeki Anonymus heykeli. Birçok yerde kullanılan ve kelime anlamı “isimsiz” olan anonymus Latince bir kelimeymiş. Eve gelince hikayesini biraz araştırdım , heykelin asıl adı, Bele Regis Notarius (Kral Bele’nin noteri) olarak geçiyor.

Anonymus
Anonymus

Opera House (Pest)

Bir başka etkileyici yapı olan Opera House aklıma, harika Karamazov Kardeşler gösterisi olarak kazındı. İnternet üzerinden önceden bilet alarak gidebilirsiniz, kendinizi diğer kişilerin arasında kötü hissetmek istemiyorsanız resmi ve güzel giyinmeyi unutmayın. (Resim kalitesi için özür, cep telefonuyla çekebildik sadece)

Opera House
Opera House

Köprüler ve Margitsziget

Tuna nehri boyunca 10 adet köprü olduğu yazıyor wikipedia. Özellikle Citadel ve Castle denilen yüksek yerlerden çok güzel bir görüntüsü var. Tamamının üzerinden geçme şansım olmasa da her yere yürüyerek gidip geldiğim için birçoğunu yakından görebildim. Otele yakın olduğu için en sık kullandığım, ayaklarında çok güzel heykeller olan Margaret köprüsünün bir diğer özelliği ise Tuna’nın ortasında, göz şeklini andıran bir ada olan Margitsziget’e ulaşım imkanı sağlaması.

Margaret Bridge
Margaret Bridge

Biraz bakımsız ve ilgisiz kalmış gibi bu küçük ada, çok daha iyi değerlendirilebilirmiş diye düşündüm gezerken. Belki de biraz ölü bir sezonda gittik emin olamadım. Adanın ortalarında küçük bir hayvanat bahçesi var bir de her tarafı grafitilerle dolu, Aziz Margaret’ın mezarının da bulunduğu eski bir kilisenin yıkıntıları. Şehrin kalabalığından kaçmak için güzel bir yer ararsanız Margitsziget tam size göre, hatta fiyatlarına aldırmazsanız güzel bir otel de var kuzey ucunda.

Tuna
Tuna Nehri ve Budapeşte Köprüleri
Chain Bridge
Chain Bridge
Margaret Bridge
Margaret Bridge Detay
Liberty Bridge
Liberty Bridge

Bu arada değinmeden geçemeyeceğim birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Budapeşte’de de spor yapan çok insan var. Günün her saati, her iki yakada Tuna boyunca uzanan sahil yolunda olduğu gibi Margaret Adası’nda da koşan veya bisiklete binen onlarca insan görebilirsiniz. Biz de böyle olalım her gün yürüyüş yapalım gibisinden özeniyoruz haliyle ama güzel ülkeme dönünce bahaneler, masallar…

Fisherman’s Bastion – Mathias Church (Buda)

Budapeşte’deki en iyi fotoğrafımı çektiğim bölgeyi kısaca anlatmaya geldi sıra. Gittiğim ilk gün yapıları öyle beğendim ki daha sonra farklı zamanlarda iki sefer daha gittim buralara. Kelebek Castle (Kale) bölgesi çok güzel oralara git bugün demişti, ben yine doğru düzgün araştırmadan düştüm yollara, sora sora Bağdat bulunur misali. Ben haliyle elimdeki haritalara ve GPS zamazingosuna güveniyorum, pek öyle kimseye adres sorduğum yok. Sadece bir defa Kemal Ataturk Caddesi varmış onu bulayım diye iki üç kişiye sordum, haritalardan gösterdim, bölgenin etrafında dört döndüm yine de tabelasını bulup da fotoğrafını çekemedim, içimde kaldı. Bu arada belli bir süre Türk hegemonyasında kaldıklarından (ve sanırım bizler onlara diğerlerinden daha iyi davrandığımızdan), nereden geldiğimizi duyunca genellikle çok güzel tepkiler aldık hep. Hatta lafı gelmişken bahsedeyim 3-5 kişi “Cebimde Elma Var” dedi Türk olduğumuzu söyleyince, Macarca ile Türkçe’de aynı şekilde okunuyormuş. Ben ilk duyduğumda anlamadım ama baktım ki herkesin ilk tepkisi bu cümleyi söylemek, daha cümleye başlarlarken kaptım olayı şirinlik yapıp evet evet aynıymış diyorum, siz de diyin.

Fisherman’s Bastion
Fisherman’s Bastion

Çok uzaklaştık Fisherman’s Bastion’dan. Tuna kenarından bakınca gözüme kestirdim ben burayı ama kale diye tahmin ettim hep, böyle ara sokaklarda kaybola kaybola çıktım yukarı bir şekilde. Etrafta bir sürü Japon turist ile dolaştım keyifli keyifli. Sonra arka taraflara geçtim, nedense Moda sırtlarını anımsattı oralar bana. O sırada uzakta bir grup gördüm, toplanmışlar rehber bir şeyler anlatıyor, dedim bunlar Türk’e benziyor. Usulca gittim yanlarına, savaş zamanından kalma bir mezar başında toplanmışlar, üzerinde Türkçe yazılar, anlatılanlardan nasiplendim ben de sonra ayrıldım dolaşmaya devam.

Abdurrahman Abdi Arnavut Paşa
Abdurrahman Abdi Arnavut Paşa

Bir de yine içimde kalan bir başka konu Gül Baba Türbesi varmış, sanırım Margaret Köprüsü’nün Buda tarafındaki tepe üzerinde, fırsat yaratıp da gidemedim, görmek isterdim…

Fisherman's Bastion
Fisherman’s Bastion

İki paragraftır dalip gidiyorum yazılara televizyonlardaki “az sonra” gibi oldu yazının bu bölümü. Düşününce çok fazla anlatılacak bir şey yok aslında, Fisherman’s Bastion (Balıkçının [Kale] Burcu) gündüz vakti paralı, cüzi bir miktar gerçi ama akşamları parasız olarak girebileceğiniz bir yer. Bana sorarsanız para vermeye değecek bir yanı yok, manzara oradan çok da farklı gözükmüyor, yine de siz bilirsiniz.

Mathias Church
Mathias Church

Mathias Kilisesi ise dışarıdan tam bir şaheser. İtalya’da onlarca kilise gezdikten sonra pek ilgim kalmadığı için içeriye girmedim, o yüzden daha fazla detay veremiyorum. Ama gece çektiğim fotoğrafı beğeneceğinizi düşünüyorum.

Mathias Church
Mathias Church

Castle (Buda)

Fisherman’s Bastion şehrin yüksek bir noktasında kalıyor, nehre bakmayan diğer tarafta Budapeşte’nin pek gezilmeyen arka yüzünü görebilirsiniz. Hani demiştim ya kelebek beni Kale’yi gez diye göndermişti, ben Kale’yi görünceye kadar Fisherman’s Bastion ve çevresini Kale bölgesi zannetmişim.Şehrin arka manzarasını seyrederek tepe boyunca uzayan yolu takip ettiğimde Castle dedikleri yere gelince şaşırdım o yüzden. Buralarda da oldukça keyifli zaman geçirebilirsiniz.

Castle
Castle
Castle
Castle
Matthias Fountain
Matthias Fountain

Bu arada benim kadar çok yürümek istemiyorsanız Chain Bridge önünden Kale’ye çıkan teleferiği de kullanabilirsiniz.

Budapest Castle Hill Funicular - Budavári Sikló
Budapest Castle Hill Funicular – Budavári Sikló

Citadel (Buda)

Şehrin en yüksek tepesine inşa edilen Citadel, kelime anlamı kale olduğu için Castle bölgesindeyken “Acaba hala yanlış yerde miyim?” sorusunu sormama sebep oldu. Tepenin yüksekliği gözümü korkutsa da meraka yenik düşüp Tuna kıyısından ufak ufak o tarafa doğru ilerlemeye koyuldum. Liberty Bridge ayağına geldiğimde tabelalar yukarı göstermeye başlamıştı. O noktada yani Gellert Hill denilen tepenin alt ucunda kilise olarak kullanılmış bir mağara göreceksiniz. Belli günlerin ve belli saatlerin haricinde ziyarete kapalı olduğu için içini görme şansım olmadı ama merak ettim açıkçası. Bursa’nın Tophane sırtlarını andıran bakımsız bir parktan, toprak patika yolları takip ederek yukarı kadar çıktım. Dilim dışarda hedefime vardığımda beni Macarların Özgürlük Anıtı karşıladı. Tepede Citadel ve Özgürlük Anıtı çevresinde bolca dolaşıp, bolca fotoğraf çektim. Her ne kadar hava şartları çok elverişli olmasa da amaç gidip görmek olduğu için fotoğrafların kötü olmasını o kadar dert etmiyorum açıkçası…

Citadel'den Tuna Nehri
Citadel’den Tuna Nehri
Citadel'den Kale bölgesinin görünüşü
Citadel’den Kale bölgesinin görünüşü
Parlamento Binası, Chain Bridge ve arka tarafta Margitsziget
Parlamento Binası, Chain Bridge ve arka tarafta Margitsziget

Hamamlar

Budapeşte’deki pişmanlıklarımdan biri de –her ne kadar kelebek söylemiş olsa da- şehrin hamamlarının meşhurluğunu biraz göz ardı etmemden kaynaklanıyor. 1500’lü yıllarda Türk kültürüyle birlikte yaygınlaşmaya başlayan hamamlar bugün Budapeşte’nin Hamamlar şehri olarak anılmasına sebep olacak kadar çok. En meşhurları; Szechenyi, Gellert, Kiraly, Rudas ve Luckas olarak geçiyor. Gezerken bazılarını gördüm, mimarilerine bayıldığımı söyleyebilirim ama içlerine girmek nasip olmadı. Bursa’ya döndüğümde fotoğrafçı bir arkadaşımla konuşurken, konusu geçince kendisinin Budapeşte’de en çok çekmek istediği fotoğrafın sıcak su havuzunun içinde satranç oynayan insanlar olduğunu duyunca şaşırmıştım. Onun üzerine biraz araştırınca keşke oraya kadar gitmişken bir ikisinin içine de girebilseydim diye düşünmeden edemedim.

Széchenyi Bath
Széchenyi Bath
Gellért Bath
Gellért Bath

Yazımızın Giriş ve Gelişme bölümlerini bitirdim, sonuç da burası :) İyilikler…

Ramazanda Tunus…

 

İftar keyfi içinde tereyağ ve fıstık olan bu hurmalarla başlıyor…

 

 

Ve işte bu tatlı seramonisiyle sona eriyor… Ama itiraf etmeliyim ki görüntü ne kadar hoş olursa olsun lezzeti bizim tatlılarımıza çok uzak :)

 

 

 

Yemekler genel olarak deniz ürünlerinden oluşuyor, ya da çok acı… Dolasıyla yiyecek pek birşey bulamadım doğrusu :(

 

 

 

 

Geleneksel Tunus restoranı…

 

 

 

Ama işte asıl güzel olan plajdaki localarda, rüzgar esintisinde yenen yemeklerdi… İtiraf etmeliyim bir hafta boyunca en mutlu olduğum saatler bu saatler oldu… :)

 

Kapanışı bu keyifli ekmek sepetiyle yapayım dedim, çok güzel görünüyorlar değil mi, yeme de yanında yat misali :)

 

Umarım fotoğraflarım sizin için keyifli olmuştur…

Sevgiyle kalın…

Çeşme…

Yine tadına doyulmaz bir Çeşme tatili geçirdik… Geriye kalan güzel anılardan kareler…