Çeşm-i Bülbül…

Unutmuşum… Ara sıra bir şeyler yazmam gereken bir bloğum var artık benim!.. Ama işe güce öyle dalmışım; dağılmışım ve dağılmaya devam ediyorum ki durdurabilene aşk olsun… Kurtulmaya çalıştıkça içine batıyorum sanki… Son dört gün; aylık raporlar, yılsonu raporları, sunumlar, yürütülmeye çalışılan bir projenin detaylarıyla geçti… “Mailboxım’da kırmızı mail görmek istemiyorum” diye haykırmak üzereyim nerdeyse… Tüm bu yoğunluğun ardından en azından bugün güzel bir cumartesi uykusu hayal etmiştim; adet olduğu üzere sabah erken saatte uyanılıp, günlerden cumartesi olduğunun hatırlandığı ve sıcak yatağa yeniden büyük bir keyifle gömüldüğümüz cinsten bir cumartesi sabahı… Ama olmadı maalesef! Yine isteksizce yollara düşüldü ve soğuktan sızlayan bir burunla şirkete varıldı, acil kafein ihtiyacı giderilerek erken saatte kaçma ümidiyle girişilen işler bir türlü bitmedi ve yine akşam edildi… Saat 6 da şirketten çıkarken Zuzu’yu çok özlemiş olduğumu fark ettim ama kendisinin ciddi bir “go etkinliği toplantısı” olması ve benim de enerjimin tükenmeye yakın olması münasebetiyle en kısa yoldan eve dönüş yapıldı… Ama yarından umutluyum; iki çift yeşil göze bakıp her şeyi unutma ve güzel bir film izleme planındayım…

Bu arada noki bana küstü küsecek, kaç zamandır elime alıp bir-iki poz çekmişliğim yok… Masanın üzerinde öyle boynu bükük görünce dayanamayıp aldım elime, ortaya işte bu mum ışığında çekilen çeşm-i bülbül fotoğrafı çıktı…