Karışıklık…

Kafam karışık… Ezelden gelen bir karışıklık bu… Zaman, mekân, kişiler değişiyor ama “karışıklık” hep orda… Durup gözümün içine bakıyor… “Boşuna uğraşma benimle, ne kadar da uğraşsan yakanı bırakmam, hücrelerinin en kuytu köşelerine saklanır, beklemediğin anlarda çıkıveririm ortaya” diyor… Terk etmiyor, etmeyecek…

Her seferinde “işte diyorum, nihayet gitti”… Ve içimden bir melodi tutturuyorum, bırakıyorum hayatın akışına kendimi, güneş yüzümü aydınlatıyor, kaygısız telaşsız elimdeki kâğıt helvadan bir ısırık alıyorum… Her yer şekerimsi bir yapışkanlığa bulanıyor, ama kimin umurunda, düşüncelerim hiç olmadıkları kadar berraklar, bunu kutluyorum ben…

Tam da her şeyin çok güzel olacağını bildiğimi sandığın işte tam da böyle anlarda aniden bulutlar kaplıyor etrafı, yüzümü aydınlatan güneş yerini soğuk esen bir rüzgâra bırakıyor… Önce hafiften bir titreme geliyor, sonra da ne olduğunu anlamadan fırtına kopuyor zaten… Sakin sular fırtınanın etkisiyle ne varsa alıyor içine, her şey birbirine giriyor, zaman olduğundan çok daha ağır akıyor… O sinsi şeytan gene geri geliyor, beynimin kabuğundaki her bir kıvrımda yer buluyor hemen kendine, sonra da yavaş yavaş beynimin içine girmeye çalışıyor…

Bakalım bu sefer başarılı olabilecek mi?