Prag

Selamlar sevgiler,

Kuzenlerle yapılan planlar sonucunda 21-24 Temmuz 2015 tarihinde bir Prag gezisinde karar kılmıştık. Her zaman olduğu gibi mümkün olduğunca faydalı bilgiler paylaşmaya ve Prag deneyimimizi size aktarmaya çalışacağım.

Bu sefer otel konusunu kelebek üstlendi, iyi ki de o üstlenmiş bize harika bir otel buldu. Booking ve TripAdvisor sitelerinden faydalanarak artık klasikleşen taktiğimiz olan şehir merkezine yakın 3 yıldızlı oteller arasından Motel One Prague adlı otelde karar kıldık. Otel son derece modern dizayn edilmiş, oda büyüklüğü yeterli, banyo yatak çarşaflar vb. temiz, personel güler yüzlü. Yani minimum şartların hiçbirinde sorun yok. Bunların haricinde ekstramız wi-fi bağlantısının otelin her yerinde ücretsiz ve kaliteli olmasıydı, odanın klima sistemi de başarılıydı, rahat ettik.

Kahvaltı otel fiyatına dahil değildi, otelde uyandığımız ilk gün aşağı kahvaltı salonuna inip kahvaltıya bir göz attıktan sonra orada yemeğe karar verdik. Fazladan €9,50 bir fiyat ödedik kişi başı ancak yurt dışında kaldığımız birçok otele göre oldukça başarılı bir açık büfe kahvaltısı vardı.

Otelle ilgili ufak tefek eksilerine gelirsek de otel odasında minibar ve kasa yok, kapalı bir elbise dolabı yok, yatağın arkasındaki bölüme ve girişe askılık yapılmış, işimizi gördü diyebiliriz, banyoda el yıkamak için sabun yerine minik şişelerdeki duş jeli vardı, resepsiyondaki bayanlardan birinin (bizi karşılayan) İngilizce’si pek iyi değildi sanırım kahvaltı alırken falan oda numaralarını yanlış yazdığını hissettim, sorun etmedim her şey peşin ödendiği için. Çıkış yaparken aracımızın otopark ücretini ödememiz gerektiğini söyledi bir başka resepsiyonist, kibarca arabamız olmadığını anlatınca hiç sorun olmadı. Tabii ki de bu saydıklarımın hiçbiri problem edilecek şeyler değil, fiyat/performans düzeyi çok iyi, kesinlikle tavsiye olunur.

Para bozdurma endişesi… Benim yazdığım bu yazıya gelene kadar başka yazılar okuduysanız Çek Cumhuriyeti’nin para biriminin Euro olmadığını öğrenmişsinizdir, Koruna (CZK) kullanılıyor. Prag ile ilgili yazılmış gezi yazılarına bakarsanız para bozdurma konusunda o kadar panik oluyorsunuz ki sanki bütün yatırımınızı borsada bir firmaya yatırmışsınız da her an batabilirmiş hissi kaplıyor içinizi. Biz de havaalanına iner inmez henüz pasaport kontrolünden bile geçmemişken döviz büroları görünce ne yapalım, ne kadardan bozduralım, burada komisyon alıyorlar mı diye iki üç yere baktık.

Havaalanındaki döviz büroları kurtluk peşindeymiş meğer, para bozdurmak için gittiğinizde çok iyi oranlar verdiklerini çıkınca çok daha fazla komisyon ödeyeceğinizi anlatıp, €600 üzerinde komisyon almayacaklarını falan söylüyorlar. Kanmayın efendim, şehir merkezinde her yerde oranlar birbirine oldukça yakın alım-satım fiyatları açıkça belirtilmiş ve ne kadar az bozdursanız da komisyon ücreti yok. Gitmeden oranlara bakmıştım, 1€=27CZK civarındaydı, Havaalanında €1=24CZK +%5 komisyon. Şehir merkezinde otele sorduğumuzda bizi bir büroya yönlendirdiler, selamımızı söyleyin güzel bir oran verirler dediler 1€=26.7CZK komisyonsuz olarak bozdurduk. Biraz çingene pazarlığı yaptım bozdurmadan önce otelin adını verip falan ama işe yaramadı, liste fiyatı neyse ondan bozdurduk. Çok kısa bir genel kültür bilgisi vereyim bir döviz bürosunda aynı para birimlerine ait alım-satım oranlarına baktığınızda arada büyük bir fark varsa başka bir yere bakmanızda fayda var demektir.

Türk Lirası’ndan Çek Koruna’sına döviz bozduramayacağımızı okuduğumuzdan elimizdeki Euroları CZK yaptıktan sonra tam doğru olmasa da Prag seyahati boyunca 1TL=10CZK gibi pratik bir hesap yaptık, böylece kafamız çok rahat etti.

Ulaşım konusuna gelince, yola çıkmadan önce yaptığım kısa araştırmalarda herkes şehrin gezilecek yerlerinin birbirine çok yakın olduğundan bahsettiği için şehir içi ulaşımı pek kafama takmadım. İnternet üzerinden çok sağlıklı bilgilere ulaşamadığımı düşündüğüm için havaalanından otelimize ulaşma konusuna kesin karar verememiştim. Uçaktan inip sorunsuz bir şekilde tourist information’a ulaştığımızda otelimizin adresini gösterip nasıl ulaşabileceğimi sordum. Airport Express otobüsünün az sonra kalkacağını kişi başı 42CZK olduğunu söyledi. 6 kişilik bir grup olduğumuzu söyleyince grup indiriminden faydalanabileceğimizi ve toplam 158CZK ödeyeceğimizi öğrendim. Tam dedim ki ama hiç korunamız yok, para bozdurup gelelim, kredi kartıyla ödeyebilirsiniz dedi bayan ben de hoplaya zıplaya kabul ettim. Yaklaşık 45 dakika süren bir seyahat sonunda otobüs bizi Náměstí Republiky (Cumhuriyet Meydanı)’de bıraktı biz de oradan otele kadar 5 dakika yürüdük.

Not: Otele giderken tramvay rayları döşüyorlardı, şehir merkezine raylı sistem ile de ulaşmak mümkün olacak gibi duruyor, 2015 sonrası gidecekseniz araştırmak yararlı olabilir.

Otele ulaştıktan sonra kısa bir dinlenme molası verip lobide buluştuk. Para bozdurma işlerini halledip Old Town olarak bilinen merkeze doğru yürüdük, ilk gün yol yorgunuyken fazla zorlanmaya gerek yok zaten meydan oldukça keyifliydi, civarda takıldık. Akşam güzel planlar olduğu için fazla gecikmeden bir restorana oturup Çek yemeği yiyelim dedik. Malumunuz zavallı Avrupalıların pek yemek kültürü yok, iki farklı yemek gözümüze çarptı, birincisi genellikle ekmekten bir tabak içinde servis edilen gulaş, ikincisi de krema ve kızılcık soslu biftek. Ben gulaş için bildiğiniz yahni dedim diye mi ne kimse gulaş yemeği tercih etmedi, çoğunlukla biftek sipariş ettik. Fotoğrafta göreceğiniz üzere güzel bir sunumu var, ekmekler de özel bir hamurdan yapılmış, oldukça lezzetliydi, keyifli bir deneyim oldu.

Yazılarımızı okuyanlar biliyor, gezilerimiz biraz simultane gelişiyor. Genellikle önceden pek program yapmıyor, bir yerlere bilet almıyoruz, lakin altı kişi seyahat ederken iş biraz daha farklı oluyor haliyle. Prag’daki birinci gecemizde kaldığımız otele çok yakın bir yerde “Kuğu Gölü Balesi” olunca görmek istedik hep beraber. Akşam 21:00’da başlayacak gösteri için internetten bilet aldı kelebek. Old Town’da dolaşırken gösterinin olacağı tiyatronun önünden geçerken kontrol etmek amacıyla bileti gösterdik, biletin geçerli olduğu ve 20:30 gibi kapıda olmamızı söylediler, biz de gezimizi ona göre ayarladık. Malum Avrupa’da tiyatro, bale, opera izlemek ülkemizdekine göre biraz daha farklı, Budapeşte’de operaya giderken baya grand tuvalet giyinip gitmiştik, burası için “smart casual” yeterli olacaksa da otele gidip hazırlanmak istedi herkes.

Hep adını duyduğumuz hatta Aronofsky’nin Natalie Portman’lı Black Swan filmiyle yakın zamanda yeniden hayatımıza giren bu eserin asıl hikayesini biliyor musunuz? Hikayeyi bilmeyenler şuradan okuyabilirler. Kelebek, hikayeyi minik grubumuza önceden anlatmasaydı bale gösterisi oldukça anlamsız olabilirdi belki ama hikayeyi bilerek izleyince hepimiz çok keyif aldık. Merak edenler için bilet kişi başı 850CZK idi. Belirtmek isterim ki salon pek etkileyici değildi, Budapeşte’de Kraamazov Kardeşler’i izlediğimiz meşhur opera binasından sonra biraz hayal kırıklığı yaşadık haliyle.

Prag’ın soğuk olmasıyla ünlü bir şehir olduğunu biliyorduk, o yüzden her ne kadar yaz da olsa akşam üzerimize giymek üzere hafif bir şeyler aldık ama hiç kimse öylesine bir sıcak beklemiyordu. Tiyatronun içinde klima olmamasıyla hiç darlanmadığımız kadar darlandık, bazı restoranlarda da aynı şekilde klima yoktu ve ne bahçede esinti ne içeride serinlik olmuyordu. Piştik resmen, özellikle tiyatroda bir yelpaze veya minik fan için neler vermezdik neler…

Tiyatrodan çıkınca akşam serinliği çok iyi geldiyse de saat çok geç olmasa da yol yorgunluğuna yenik düşüp otele geçtik.

 

İkinci gün oteldeki kahvaltıdan sonra Charles Köprüsü ve kale bölgesine gitmek üzere yola çıktık. Bir önceki gün baleye yetişmek için biraz acele ettiğimizden Old Town meydanının keyfini pek sürememiştik, oralarda dolaştık öğlene kadar. Charles Köprüsü’ne vardığımızda bizi tekne turu satmak için dolaşan zenci ayakçı arkadaşlar karşıladı. Zaten yemekli bir tura katılmak istediğimizden biraz muhabbet ettik, fiyatları öğrendik. Yoğun bir araştırma ve pazarlık aşaması söz konusu tabii dile kolay altı kişiyiz sonuçta güç bizde. Yer ayırtın yoksa yer bulamazsınız deseler de biz dönüşte bilet almak üzere kaleye yöneldik.

Biraz yorgun olduğumuzdan köprüyü geçince karşı tarafta biraz oyalandık, nehir kenarında bir iki kafe de var ağaç altında şöyle güzel güzel esen, orada bir şeyler içtik, minik bir seramik galerisi vardı, aile şirketi gibi orada hediyelik eşya bakındık. Bu arada bilmeyenler için cam ve seramik işleriyle ünlüymüş Prag, ben şahsen orada öğrendim. Pek ahım şahım şeyler yoktu ama özel bir hediye almak istediğiniz kişiler varsa tercih edilebilir, büyük ihtimalle el işçiliği olduğu için biraz pahalı geldi genel anlamda bu ürünler. Bir de Venedik’teyken gittiğimiz Murano Adası’ndaki cam işleri buradakilerden çok daha iyiydi.

Kale içi diye tabir edebileceğim bölgeye çıkmak için zorlu bir merdiveni yenmeniz gerekiyor önce. Araştırma yaparken bir yerlerde füniküler hattı olduğunu okumuştum ama tam olarak nerede olduğunu bilmediğimden merdivenleri alt edip kaleye ulaştık. Her türlü kilise, müze girişi ücretliydi, ilgiliyseniz indirim yapan kartlar da varmış, lakin ilgi sahibi olmadığımız için bilgi sahibi de olamadık maalesef. Ünlü St. Vitus Katedrali bu bölgede bulunuyor, kapıdan içeri girebiliyorsunuz ancak para ödemezseniz uzaktan bakmakla yetiniyorsunuz. Aynı bölgede hazienin sergilendiği bir müze, saray, St. George Bazilikası, Muhafız üniformalarının sergilendiği başka bir müze gibi birçok yer var dolaşılabilecek. Surların içinden bir an önce çıkmaya çalışmayın sakın biraz keyfini çıkartın. Öğle vakti giderseniz nöbet değişimi merasimini de izleyebilirsiniz. Yardımcı olması açısından aşağıda bir harita paylaşıyorum.

hradcany-prague-castle-map

Özellikle arka tarafta Prag manzaralı bahçelerde (Haritada alt tarafta Garden olan bölgede) yürümek insana çok iyi geliyor.

Kaleden aşağı Charles Köprüsü’ne doğru indik. Gün boyunca ne kadar tur gördüysem yanına gidip konuşmuştum, en uygun olduğunu düşündüğümüz tekne turuna katılmak için bilet satın aldık. Yemekli tekne turlarının hemen hemen tamamında içecekler paralı, girişte bir appetizer (iştah açıcı) verilecek dediklerine bakmayın küçük bir shot bardağında Martini’den ibaret. Hele ki içki içmiyorsanız hepten anlamsız yani. Açık büfe olan akşam yemeği zengin sayılabilir, tavuk, balık, kırmızı et, pilav, makarna, salata, meyve ve bolca garnitür bulunduğundan, aç kalacağınızı düşünmüyorum ancak siz yine de çok kaliteli bir şeyler beklemeyin. Yaklaşık üç saat sürecek olan tekne turunun normal fiyatı 950CZK idi, biraz pazarlıkla 850’ye indirebildim içecekler için de yaklaşık 200CZK ödedik. Yemeği başka bir lokantada yesek üzerine daha kısa bir tekne turu yapsak bu kadar pahalı olmayabilirdi ama canlı müzik (caz) eşliğinde gün batımını izleyip, teknede dolaşırken sohbet etmek oldukça keyifliydi, kimsenin pişman olduğunu düşünmüyorum. Tekne turlarıyla alakalı son bir not eklemek gerekirse, sanırım bir tanesi hariç hiçbiri bilet sattıkları yer olan Charles köprüsünden kalkmıyor, dolayısıyla 10-15 dakikalık bir yürüyüşü hesaba katmanızı ve teknenin kenarında yer kapmak için yarım saat önceden iskelede olmanızı tavsiye edebilirim.

Tekneden indikten sonra iyice dinlenmiş ve karnımız tok olduğundan hemen otele gitmedik. Old Town Square’e uğradığımızda bütün meydanda insanların yere oturduğunu, bir şeyler içip muhabbet ettiğini gördük, biz de onların arasına katılarak sokak sanatçılarının gösterilerini izledik.

Her ne kadar hazırlıksız gitmiş olsak da iki günün ardından gezilecek yerler listemizdeki her yeri bitirdiğimizi fark ettik. Böylelikle üçüncü günü biraz sokaklarda kaybolmaya, kafelerde oturup aylaklık etmeye, nehir kenarında dolaşmaya ve ortasındaki parkta biraz soluklanmaya ayırdık. Kendimize kısa bir rota çizdikten sonra otelden çıktığımızda evvelsi gün kızların kendilerine şapka aldığı Cumhuriyet Meydanı’ndaki pazara uğradık. İçinde sebze, meyve, demir ve ahşap hediyelik eşya, şapka, kıyafet, kukla, kahve, şarap, domuz veya geyik etinden sosisli sandviç, çiçek, tatlı ve bir sürü başka şey satılan küçük bir pazar gibisi yok doğrusu, ufak tefek bir şeyler aldı herkes. Bizim marketlerde kürdanda sucuk tattırıyorlar ya o mantıkta geyik eti vardı bir yerde ben de ondan aldım bi tane, pek bir şey anlamadım ama sucuk mantığında yapılmıştı, bol baharatlıydı, fırsat olursa restoranda denenebilir belki.

Pazarın ardından iki gündür kaçırdığımız meşhur saat şovunu izlemek üzere Old Town meydanında biraz vakit geçirdik. Meydanda çalan grup oldukça başarılıydı, para bile verdik yani öyle düşünün.

Astronomik Saat (Astronomical Clock) turistlerin çok ilgi gösterdikleri her saat başı önünde büyük kalabalıkların oluştuğu bir yapı. Saat çok estetik bir yapıya sahip, önünde durup vakit geçirilebilir, yakınlaştırıp fotoğraf çekip detaylarına bakılabilir ama saat başındaki hareketlenme çok tırt gerçekten. Merak edenler aşağıdaki videoyu izleyebilirler böylece Prag’a gittiklerinde o yan kesicilerin sevdiği kalabalığa girmeye gerek de kalmaz bence, lakin siz bilirsiniz tabii.

Saat gösterisi bittikten sonra ara sokaklardan ilerleyerek Legion Bridge’e gittik, karşıya geçmeden önce Strelecky Ostrov’da (adada) biraz mola verdik, karşı kıyıdan devam edip Jirasek Köprüsü’nden Dans Eden Ev (Dancing House)’in de önünden geçerek dolana dolana geri döndük. Şans eseri minik bir sokağa girince keyifli mağazaların olduğu bir iç bahçede bulduk kendimizi (Sokağın Adı Týn, Malá Štupartská ile Štupartská’nın kesiştiği yerde). Aniden karşımıza çıkan bu sakin sokağı çok sevdik ve hediyelik eşyalarımızın hemen hemen hepsini buradaki dükkanlardan aldık. Bu arada ahşap kuklaların da ünlü olduğunu söyleyebilirim. Dolanırken bir yerde çikolata temalı kafe (Choco Café U Červené židle, Liliová Sokağında) bulunca girip yoğun (geniz yakacak kadar yoğun) aromalı sıcak çikolata içtik, bir bira müzesi vardı onun önünden geçtik, Trdelnik satan küçük bir büfenin arkasındaki iğrenç kafeye oturduk. İğrenç diyorum çünkü hem anlamsız pahalıydı hem de garson herkes en az bir şey içmek zorunda diye ısrar etti. Normal şartlarda yurt dışı seyahatlerimizde bir kafe veya restorana girmeden önce mutlaka durup fiyatlarına bakıyoruz, ayıp bir şey olarak algılanmıyor bu, siz de mutlaka bakın bilmediğiniz bir yere girmeden önce. Biraz yorgun olduğumuzdan ve trdelnik yemenin heyecanıyla biraz boşluğumuza geldiğinden herkes bir şeyler söyledi de oturduk ama hiç bahşiş bırakmadık. Bahşiş konusu açılmışken (ben açtım konuyu evet) sanırım Amerika haricinde hiçbir yerde öyle ciddi bir bahşiş beklentisi yok. Biz yine de %10-15 civarında bahşiş bırakıyoruz çoğunlukla, bazı yerlerde servis ücreti ekleniyor adisyona lakin üç günlük gezimizde sadece bir yer ekleyerek getirmişti yanlış hatırlamıyorsam. Bahşiş bırakmadık diye peşimizden gelen, hesap soran da olmadı hiç.

Prag yürüyüş memleketi olunca köşe başına ayak masajcısı açmışlar, uzak doğulu bir tema ile sıkça karşınıza çıkıyor bu dükkanlar. Biz de üç gündür sürekli yürüyünce kelebek masaj yaptırmak istedi, kuzeniyle birlikte uzandılar rahat koltuklara. Biz bedava yeşil çay eşliğinde, rahat koltuklarda uzanıp eşlerimizi beklerken üçüncü çiftimiz belirlediğimiz saatte bir arkadaşımızın tavsiye ettiği İtalyan lokantasında buluşmak üzere ayrıldı. Masajdan sonra meydanda biraz daha vakit geçirip mevzu bahis restorana gittik, yer olmadığını öğrenip elimiz boş dönünce başka bir İtalyan lokantası bulup orada akşam yemeğimizi yedik.

Üçüncü günü de böylelikle bitirdikten sonra ertesi gün havaalanına gitmek üzere uyumaya çekildik. Resepsiyondan aldığımız bilgiler uyarınca uçağa yetişme konusunda kafamız rahat olsun diye nispeten daha az uğraştırıcı bir yol izlemeye karar verdik. Pazarın kurulduğu meydandan kalkan minibüslere (Airport Shuttle) kişi başı 150CZK vererek bindik, otobüse göre daha keyifli bir rotadan yarım saatte (hatta oldukça erken) havaalanına ulaşmış olduk.

Genel anlamda çok keyifli bir gezi olduğunu söyleyebilirim, eminim biraz daha uzun kalsak başka şeyler de keşfedebilirdik, hatta belki kaçırdığımız yerler bile olmuştur. Ortaçağa ait daha çok şey görmeyi beklerdim, belki “Medieval” gece eğlencesi için uygun bir mekan araştırmak yerinde olacaktı, kaleye çıkarken bir yer görüp girdik ama pek içimize sinmedi açıkçası.

Bir de füniküler hattı neredeymiş, hala öğrenemedim…